Aşk mı, esaret mi?

Sürekli yanlış erkeğe oynar, acı çekerler. Bir hikâyeyi noktalar, sonu başından belli, yenisine başlarlar. Kendini sevdirmeyi başaramayan bu kadınlar neler yaşıyorlar?

Mutsuz aşklar hiç bitmez. Bu tez, İtalya’da bir süre önce yayınlanan bir kitapta da ele alınıyor. Kitabın adı “Eszter’in Mirası”. Yazarı Sandor Marai, “Yanlış ilişkiler sonsuza dek sürer, çünkü aşkın gücü mutsuzluklarla beslenir,” diyor ve ekliyor: “Bu noktada, çare bulunmaz kalp acısında, sonsuz aşk saklıdır.”

Marai’nin kaleme aldığı kitapta, hikâyenin kahramanı Eszter de yanlış bir erkeğe aşık oluyor. Yalancı, güvenilmez ve Eszter’i tavladıktan sonra kız kardeşi ile evlenen Lajos’a. Hayatından tümüyle çıkar gibi görünen bu adam, onu asla yalnız ve özgür bırakmaz…

Düşmanla bağ…

20 yılın ardından Lajos, Eszter’e döner; elinde kalan son şeyi, evini almak için. Eszter, ona kucak açar; çünkü onu hâlâ seviyordur. Çünkü Eszter’de her zaman alarm hâlinde olma duygusu yaratan tek erkektir. Ya da yaşamındaki anlamı olan tek şey… O olmadan Eszter’in hayatı yaşam kaynağı olmayan bir yaşamdır.

“Kendimi kurtarmak için her şeyi yaptım ama düşmanım beni izlemeye devam ediyordu,” diyor savunma olarak Eszter ve ekliyor: “Şimdi biliyorum ki, zaten başka türlü davranamazdım; düşmanımıza güçlü bağlarla bağlıyızdır ve kolay kolay o bağları koparamayız.”

Mutsuz aşk

Benzer hikâyeleri, farklı karakterde pek çok kadın yaşar. Yanlış insana aşık olan, terk edilen, mutsuz olan, sinir krizleri geçirip, alkole sarılan ve ölmek isteyen kadınlar, aynı erkeği yeniden bulduklarında yaşama nedeni hâline getirirler.

Gerçekten mutsuz aşk, insanın kendini kurtaramayacağı bir esaret midir?

Bizi bu esarete kim mahkum etti; tesadüf mü, sevdiğimiz erkek mi, yoksa aşkımızın kendisi mi?

Yanlış olan kadın mı, erkek mi?

Psikologlara göre, mutsuz eden bir erkeğe aşık olmak, her kadının başına gelebilir. Çünkü duygularımız, yaşamımızda önemli bir yönlendirici. Bu zararlı aşk, varlığımızı zehirlemeye başlayıp, bizi depresyona sürüklediğinde ise tehlike başlıyor. Yani aşk bizi işimizde, ilişkilerimizde, kısacası yaşamımızın her köşesinde engelliyorsa, tehlike başlamış demektir.

Suçlu kadın mı?

Sürekli aynı hatayı yapıp, aynı tip erkeğe aşık olan kadınların varlığını kabullenmiyor, İtalyan psikoterapist Anna Salvo. Ve şöyle diyor:

“Aynı olan, bu kadınların aşık olduğu yanlış erkekler değil, değişmek istemeyen kadınlardır. Bu kadınlar, karşılaştıkları tüm erkekler arasında hep “kötü” olanı seçiyorlar. Adeta kaybetmek için oynuyorlar; kışkırtıyorlar, susuyorlar, boyun eğiyorlar ve karşılarındaki erkek, onları kıskıvrak bağlayıp, esaret altına aldığında da… Hoş geldin mutsuz aşk!”

Kaybedilmiş savaşlar

Sevgi dolu bir aşk yaşayamayan, kaybedilmiş savaşların kahramanı olan bu kadınlar, birbirini sevmeyen anne-babaya sahip, sevgisiz ilişkiler içinde yetişen kadınlar. Mutsuz bir ilişkiye girerken, zaten yaşadıkları bir sahneyi tekrar yaşıyorlar.

Ve bilinçaltlarında, sevgisizliği temelinden değiştirebileceklerine inanıyorlar. Böyle düşünen kadınların önemli bir hatası; yaşadıkları aşk hikâyesinde kendilerini kurban olarak görmeleri. Bu da yaşadıklarını değiştirmelerine engel oluyor.

Nasıl kurtulmalı?

“Zehirli” aşk, bizi kendimizden uzaklaştırabilir. Ancak bunu kendimize yararlı hâle getirebiliriz. En kötü ilişkiye bile değer vermek; acı çekmemizi önleyecek en iyi yöntem budur. Kötü bir ilişkide ilişkinin hayatımızdaki önemini düşünecek olursak, ne zamanımızı ne de hayatımızı harcamadığımızı görürüz. Acı veren ilişkiden kurtulmak için yalnız başımıza düşünmeliyiz. Bu ilişkiden kurtulmanın yolu “Neden beni sevmiyor?” diye sormaktan vazgeçip, “Neden onunla beraberim” sorusunu sormak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güzellik

Diyet

Anne - Bebek