Aşkın tedavisine gerek yok!

Aşkı bilimsel olarak masaya yatıran nörologlar, aşık olan kişinin beyninin ‘saplantılı kişilik bozukluğu’ hastaları ile aynı tepkileri verdiğini kanıtladı. Üstelik bu ‘hastalık’ en fazla üç yıl sürüyor.”Aşk bir hastalık mı?” İnsanoğlunun var oluşundan bu yana uğruna dağlar delinen; deyim yerindeyse, insanı ‘hem rezil hem vezir’ eden aşkın nörolojik temelleri araştırıldı. Bilim adamları araştırmada aşk duygusunun yoğunluğunu ölçtü. Londra Üniversitesi Nörobiyoloji Profesörlerinden Semir Zeki, fonksiyonel MRI kullarak yaptığı araştırmada, 17 kişiye önce sevdiği kişinin, ardından da arkadaşlarının fotoğrafları gösterilerek, serebral kan akışlarını izledi. Araştırmada insana mutluluk ve haz veren aşkın, kişilerdeki ‘muhakeme yeteneğini yitirme’ ve ‘saplantılı kişilik bozukluğuna’ neden olma özellikleri ortaya çıktı. Buna göre aşk, beyinde güven, inanç, haz duyma ve ödüllendirme fonksiyonlarını etkinleştiriyor.

Aşık olanlarda oksitosin ve vazopressin maddeleri daha fazla salgılanıyor ve bu da karşıdaki kişiye olan bağlılığı artırıyor. Tek eşli kadın ya da erkeklerde daha çok oksitoksin salgılanıyor. Aşık olduğumuzda depomin ve norepinefrin artıyor. Depomin motivasyon artışına, mutluluk, heyecan, uykusuzluk, kalp çarpıntısı ve nefes darlığına neden oluyor. Norepinefrin ise heyecan ve enerji düzeyini artırırken, uyku ve iştahı kaçırıyor.

Aşık olan kişiler, sevdiklerine karşı muhakeme yeteneklerini kaybediyor. Başka bir deyişle, aşık insanlar tamamen kör oluyor! Doğal olarak, aşık olunan kişinin olumsuzlukları, beynin bu bölgelerinin çalışmaması nedeniyle görülemiyor. Araştırma, aşkın, insanları nasıl saplantılı hale getirdiğini de açık şekilde ortaya koyuyor. İnsanların beynindeki kimyasallardan serotonin seviyesi aşık olan kişilerde, saplantılı kişilerinkiyle aynı seviyede bulunuyor.

Aşk, bir yandan kişiye huzur ve güven verirken, diğer yandan ayaklarını yerden kesiyor. Beyindeki ‘medial insula’ bölümü aşkla aktive oluyor. Agresif davranışlarla ilgili bu bölüm aşık kişilerde çalışıyor ve anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye yarıyor. Aşk; duygulanım, dikkat, motivasyon ve hafıza ile ilgili beyin alanlarını aktif hale getiriyor. Bu yapıların aktifleşmesi, stresin azalmasına neden oluyor. Sinir hücreleri arasında bulunan uyarı maddelerinden sinir büyüme faktörü de (NGF) aşkın süresini belirliyor. Ellerin terlemesine ve heyecanın yükselmesine de neden olan NGF, tutkulu aşkın ilk zamanlarında yükseliyor. Ancak, insanın doğası gereği bu tutkuyu sürdüremediği ortaya çıkıyor ve arzunun şiddetiyle doğru orantılı artan NGF değeri en fazla üç yıl sonra azalıyor.

Aşkın, beynin ortaya çıkardığı bir ürün olduğunu belirten Semir Zeki, ‘Aşık olan kişinin beyninin depomin içinde yüzdüğünü ve bunun beyindeki motivasyon ve hedefe yönelik konsantrasyonu artırdığını’ söylüyor. Aşık olan kişilerde ‘özgür iradenin’ yok olduğunu vurgulayan Zeki, zengin kızın fakir gence aşık olabildiğini belirterek, “Böylesi durumlarda anne-babalar, arkadaşlar olarak biz rasyonel şekilde davranmaya çalışıyoruz. Ancak, bu durumda nasihat vermek çok saçma ve vakit kaybı” diyor.

Kadınların psikolojik açıdan erkeklere oranla çok güçlü olduğunu ifade eden Zeki, kadınların aşkının daha uzun sürdüğünü, ancak vazgeçtikten sonra da daha kolay unuttuklarını belirtiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güzellik

Diyet

Anne - Bebek