Çevrenin kanser etkisi de var

Tüketim alışkanlıkları ile hayat tarzının kontrol edilmesi ve çevre bilincinin geliştirilmesi durumunda insanlar tarafından çaresiz hastalık olarak bilinen kanserden büyük ölçüde korunabileceği belirtiliyor.  Uzmanlar, kanser teşhis ve tedavi merkezlerinin artırılması ve dengeli olarak tüm yurtta yaygınlaştırılması durumunda, kanserle mücadelede daha da başarılı olunacağını savunuyorlar.

Prof. Dr. İlhan Tuncer, kanser oluşumunda yüzde 75 oranında çevre faktörlerinin rol oynadığını belirterek, “Yaşam tarzımız, alışkanlıklarımız, aile, okul, işyeri ve içerisinde yaşadığımız her ortamda olabilen çeşitli fiziksel, kimyasal ve biyolojik etkenler kanser oluşumunu doğrudan etkilemektedir” dedi.

Kanser kurumları artırılmalı
Kanserin toplumsal bir problem olduğunu söyleyen Dr. Alper Pişkin ise, kanser teşhis ve tedavi kurumlarının sayısının artırılması ve dengeli olarak dağılımının düzenlenmesi gerektiğine işaret ederek, “Türkiye’de kanser hastaları için yatak sayısı az. Kanser teşhis ve tedavi merkezlerinin büyük şehirlerde olması ve kanser tedavisinin mümkün olmadığı kanaati sebebiyle vatandaşları çekmemekte. Halbuki erken teşhis bazı hastalıklarda yüzde 90 başarı vermektedir” şeklinde konuştu.

Öte yandan program çerçevesinde düzenlenen ‘Çevre ve Kanser’ konulu panelde konuşan Prof. Dr. Nazmi Bilir, çevre öğelerinin sağlık üzerine etkileri konusunda şunları kaydetti: “Çevre faktörleri, bazı hastalıkların seyrini etkileyebilir, hastalığın yayılımını kolaylaştırabilir, bazı hastalıkların oluşmasına zemin hazırlar ve bazı hastalıkların doğrudan sebebidir. Çevredeki öğelerin değişmesi hastalıkların seyri üzerinde önemli etkiler yapmaktadır. Son yüzyılda bulaşıcı hastalıkların sıklığında önemli azalma kaydedilmiş, buna karşılık kanser gibi hastalıklarda artış olmuştur.”

Yüzde 80 çevre faktörleri
Uzmanlar, çevresel etkilerin kontrol altına alınması halinde, kanserden korunmanın büyük ölçüde başarılacağı görüşünde birleştiler. Temiz hava ve iyi beslenmenin, veremin seyrini etkilediğinin herkes tarafından bilindiğini vurgulayan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nazmi Bilir, “İyi sağlık hizmetleri ve kültür de kanser teşhisi ve tedavisinin seyrini olumlu etkiler” dedi.

Çevresel ögelerin değişmesinin hastalıkların seyri üzerinde önemli etkiler yaptığına dikkati çeken Bilir, şöyle konuştu:

“Sanayileşme, toplumlara daha iyi yaşama imkânları sunmasına mukabil, çeşitli riskleri de beraberinde getirmektedir. Sanayide kullanılan çeşitli kimyasal maddeler, fiziki faktörler, sanayide çalışanların sağlığını etkilerken, diğer yandan genel anlamda toplum sağlığı üzerinde de olumsuz etkiler yapmaktadır. Bugünkü bilgilerimize göre kansere sebep olan faktörlerin yüzde 80’lik bölümü, yaşadığımız çevrede bulunmaktadır. Bu çevre faktörlerini bulabildiğimiz ve korunabildiğimiz ölçüde kanserden de korunmak mümkün olacaktır.”

Güneş ve kanser
Deri kanserlerine sebep olan ultraviyole ışınlarından korunmanın önemine değinen, özellikle bebek ve çocukları güneşten korumak gerektiğini belirten Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Esmeray Acartürk de, “Güneş banyoları, 3 – 4 günde bir olmak üzere, kısa sürelerde ve koruyucu kremler kullanılarak yapılmalıdır” dedi.

Mücadele mümkün
Tüketim alışkanlıkları ile hayat tarzının kontrol edilmesi ve çevre bilincinin geliştirilmesi durumunda, kanserden büyük ölçüde korunabiliriz. Uzmanlar, kanser teşhis ve tedavi merkezlerinin artırılması ve dengeli olarak tüm yurtta yaygınlaştırılması durumunda, kanserle mücadelede daha da başarılı olunacağını savunuyorlar.

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Şerafettin Canda, Türkiye’de ölümlerin ilk sırasını erkeklerde akciğer kanserinin, kadınlarda ise meme kanserinin aldığını kaydetti. Meme kanserinin erken teşhis ve tedavi ile giderilebildiğini anlatan Prof. Dr. Canda, bu nedenle 20 yaşın üzerindeki her kadının 6 ayda bir doktora görünmesi gerektiğini söyledi.

Meme kanserinin, dünyanın en kolay yöntemi olan kendi kendine yoklama ile fark edilebildiğini anlatan Prof. Dr. Şerafettin Canda, şöyle konuştu:

“Kadınlar her banyodan sonra aynanın karşısına geçip memelerinde bir değişiklik olup olmadığına bakmalı, elleriyle meme üzerinde yuvarlak hareketler yaparak herhangi bir ur ve sıvı akıntısının olup olmadığını incelemelidirler. Dünyanın en kolay yöntemi olmasına rağmen, genelde Türkiye’de kadınlar bunu ihmal ediyor. Bu nedenle meme kanserlerinde ura 4 – 5 santimetre büyüklüğüne erişildiğinde ulaşabiliyoruz. Bu da geç kalınmış demektir. Meme kanserinin tedavisinde en önemli şey, uru 1 santimetre büyüklüğünde iken yakalamaktır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güzellik

Diyet

Anne - Bebek