İşyerinde nasıl giyinmeli?

Umrunuzda ya da bilginizde olsun ya da olmasın, iş yerinde giydikleriniz ve tarzınız, insanların mesleki performans açısından sizden beklentilerini direkt etkiliyor.

“İşyeri gardırop politikası,” hafife alınacak bir konu değil. Hâlâ yazılı olmayan bazı kurallar söz konusu mudur? Ve bu görünmez kuralları ihlâl etmeniz hâlinde, kariyerinizi tehlikeye atmış olur musunuz?

İşyerinde ne giymek gerekir?

Bu sorunun, kadınları derin düşüncelere gark etmesine şaşmamalı… Mesleklerinde başarılı bir grup kadın, sabahın erken saatlerinde Londra, Vogue dergisinde buluşup, bu konuyu tartıştılar: Kadınlar işe giderken nasıl giyinmek isterler?.. İş arkadaşlarının giydikleri, onlar için ne dereceye kadar önem taşıyor?.. Modacılar, kadınların bu konudaki beklentilerini tatmin edebiliyorlar mı?..

Alexandra Shulman: Günümüzde o kadar çok kadın çalışıyor ki; “çalışan kadın” mefhumu biraz demode oldu; esprisini yitirdi. Biz yine de, her birinizin, işe giderken giydiğiniz şeylerden memnun olup olmadığınızı sorgulayacağız. Giydikleriniz, işinize karşı hissiyatınızı etkiliyor mu? Başkalarının üzerinde gördükleriniz, onlar hakkındaki fikirlerinizi etkiliyor mu? Moda dünyasının, çalışan kadınlara bakışını, yeterince tatminkâr buluyor musunuz? Üzerinizde, kalitesi kabul görmüş bir markayı taşımak, kendinize güveninizi artırıyor mu?..

Gabriella Di Nora: Eğer “doğru insan”ını elinden çıkmadıysa, bir kıyafeti ne kadar beğenirse beğensin üzerine geçirmeyen, marka müptelası insanların olduğu muhakkak. Defilelerde gördüğümüz designer tasarımlarının bazıları, gerçekten korkunç olabiliyor. Bu kıyafetleri marjinal bir partiye bile giymekte zorlanırsınız ki, işe hiç giyilemez… Bu yüzden klasik çizgiler büyük önem taşıyor.

Mariella Frostrup: Büyük markalarda dikkatli olmak gerekiyor. Bazıları gerçekten de çok popüler, hatta fazla popüler çizgiler taşıyorlar. Altı ay sonra demode olacak bir parçaya, servet harcamamakta fayda var!

Hilary Scott: Kurallar, geçtiğimiz beş yılda çok değişti. 80’lerin power-look (güçlü görünüm) akımı, bir süredir ölüydü denilebilir. Buraya gelirken aynı yerde çalıştığım kadınlar arasında küçük bir anket yaptım. En çok tercih ettikleri markalar Joseph ve Prada. Çünkü bu markaların giysileri, son derece basit tasarımlar… İyi kesimliler ve çok da dayanıklılar. Üstelik bu kıyafetler, seyahatler için de son derece uygun. Streç pantolonları, gece giymeye bile müsait.

Lynn Beaumont: Eğer müşterilerle buluşurken, “düzgün” kıyafetler giymenizi istiyorlarsa, etrafta bayağı “düzgün” giyinen insan var demektir. Çevrenin giyim kuşamımız üzerinde etkisi büyük.

Anya Hindmarch: Diyelim ki, sabah Hackney’de bir workshop ziyaretinde bulunmam, öğlen Vogue’da bir toplantıya katılmam, sonra da müvekkillerle buluşmam gerekiyor; işte benim için gardırop politikası belirlemek açısından, cehennemlik bir gün…

MF: Ama bir insan, tarzını o gün buluşacağı kişilere göre belirlemez ki… O zaman benim de, 18 yaşındaki gençlerle ilgili bir haber yapacağım zaman, tıpkı onlar gibi çuval pantolonlar, anoraklar mı giymem gerekiyor?

Lisa Armstrong: Başkalarına ayak uydurmamak için üstün gayet sarfetmek gerekiyor. İnsan, ne de olsa, kabul görmek, onaylanmak ister…

AH: Evet ama bir toplantıya, beklentilerin altında bir görünümle katılıp, sonradan insanları şaşırtmanın keyfi de başka. Üzerimde sallapati bir şeyler olduğu hâlde ciddiye alındığım durumlardan çok zevk alıyorum.

Mary Portas: Harvey Nichol’s’dayken, moda sektöründe çalışıyor olmamıza rağmen bayağı tutucu bir giyim politikasına mahkümduk. Modaya uygun ama bir noktaya kadar konservatif kıyafetler giyiyorduk çünkü etrafta kadınların her türlü özenini “hafifliğe” yoracak pek çok erkek vardı. Artık kendi işimde çalışıyor olmama rağmen, bu mantıktan kendimi kurtaramıyorum. Sağlam şeyler giyiyorum.

Nicholas Coleridge: Ben kadınların ofiste zarif ve derli toplu görünmelerinden yanayım. İlk intiba, büyük önem taşır. Ben şahsen kullanışlı giyimden yanayım ve karşıma on dakika sonra partiye katılacakmış gibi görünen birisi çıktığı zaman, elimde olmadan ona bir şüpheliymiş gibi yaklaşıyorum; güvenemiyorum.

Amanda Wakeley: İnsan kendine yetkin, kabiliyetli, becerikli, pratik bir görüntü de vermeli. İş yerine bir karış topukla gelen bir kadın, çok güzel görünebilir ama üç kat yukarıdan bir belge getirmek için koşturmayacağı da muhakkak. Pratik ayakkabıları yeğlerim.

NC: Aşırı kendini beğenmiş bir görüntü de olmamalı… Aşırı uzun ve yapılı tırnaklar, sallantılı takılar, fazla şişirilmiş saçlar…

MF: İnsanlar gerekli şeylere konsantre olmuyorlar. Kıyafetler, bıraktığınız intiba açısından çok çok önemli. Ben çalışmaya başladığımda, 25 yaşında ve sarışındım. Bunun bedelini çok ağır ödettiler. Sonunda, pantolon-ceket takımları keşfettim. Anlayacağınız, ofiste “adam yerine konulmam” için, “adam gibi” giyinmem gerekti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güzellik

Diyet

Anne - Bebek