Şişmanlık tedavisine psikoterapiyle üç boyutlu yaklaşım

Kilo vermek, diyet yapmaktan ibaret değil. Fazla kiloyla savaşmakta psikoterapinin de büyük rolü var. Ülkemizde de her 3 kadınla, her 5 erkekten birinin sorunu olan şişmanlığın tedavisinde, tek başına diyet yapmak genellikle istenilen sonuca ulaşmayı sağlamıyor.

Psikoterapinin de ağırlıklı olduğu kilo verme programlarında, kilo almada rol oynayan etkenle baş edilebilmesi için duygusal, düşünsel ve davranışsal olmak üzere üç boyutlu bir yaklaşım kullanılması gerekiyor.

Şişmanlık, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre her 6 kişiden birinin sorunu. Türk Kardiyoloji Derneği’ nin çalışmalarına göre şişmanlık oranı giderek artıyor. Ülkemizde her 3 kadından biri, her 5 erkek biri şişman.

Neden kiloluyuz?

Bu sorunun yanıtı uzmanlara göre oldukça uzun. Ancak öncelikli olarak şişmanlık fazla kalorili yiyeceklerle beslenmek, hareketsizlik, hormon hastalıkları gibi nedenlere dayandırılıyor. Fakat bu nedenlere yönelik olarak yapılan tedaviler ne yazık ki, çoğunlukla istenilen sonuca ulaşılmasını sağlamıyor.

Acıbadem Hastanesi Bakırköy Uzman Klinik Psikolog Duysal Aşkun bu başarısızlıkta, psikolojik faktörlerin ihmal edilmesinin önemli rol oynadığının altını çiziyor. Kilo verme programlarının başarısında, kişinin neden kilo aldığının iyi saptanması gerekiyor. Görünen nedenlerin dışında duygusal nedenlerin de ortaya çıkarılması büyük önem taşıyor.

Psikoterapinin rolü yadsınmamalı

Kilo almada duygusal faktörlerin rolü ile ilgili olarak, Psikolog Duysal Aşkun Acıbadem Sağlık Grubu’nun Lykia World işbirliğiyle başlatmış olduğu ‘Kalıcı Zayıflama Programı’na katılan katılımcılarla yapılan görüşmeler ve geçmiş deneyimlerle dayanarak şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Gözlemlerimiz kişinin kilo almaya çoğunlukla belli bir dönemde yaşadığı stres, üzüntü, depresyon ve endişenin neden olduğunu işaret ediyor. Bu olumsuz dönemde, kişiler kendini mutlu etmek, sıkıntıdan kurtulmak adına, hayatına kendisinin yarattığı bir heyecan katıyor ve çok yemek yemeye başlıyor. Bu bir anlamda anlık bir çözüm oluyor çünkü yemek yeme eylemi ve sevilen tatlardan alınan zevk, kişiye o andaki acısını ya da yaşadığı üzüntüyü bir an için unutturuyor.

Yemek, içerisinde bulunduğu an için mutluluk verici bir çözüm olabiliyor. Ancak uzun vadede hem şişmanlayarak görüntüsünün bozulması, hem de yaşanan sağlık sorunları nedeniyle kişi var olan sorunlarına bir yenisini yani şişmanlık ve bundan kurtulma isteğini ekliyor.”

Davranış değişikliği yaratmak, kilo verme programları genellikle bir ayla 6 ay arasında değişen sürelerde gerçekleştiriliyor. Birçok kişi diyetisyen kontrolündeyken kilo verse bile, eski yeme alışkanlıklarına döndüğünde tekrar kilo almaya başlıyor. Burada kişinin zayıflamak için gereken davranış değişikliğini gerçekleştirmekte yeterli bir motivasyonu yoksa diyet yapsa da istenilen sonucu alamıyor.

Düşünce yapısı önemli rol oynuyor

Psikoterapinin rolü, elde edilen sonuçlar kilo vermeyi, diyet yapma eylemi olarak değerlendiremeyeceğimizi ortaya koyuyor. Kilo almanın duygusal, düşünsel, davranışsal nedenleri olduğu kadar vermenin de üç boyutlu yönü olduğuna dikkat çeken Psikolog Duysal Aşkun şöyle konuşuyor:

“Psikoterapi 3 boyutlu yaklaşımıyla, bu çok zor olan değişikliği gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Çok zor diyorum çünkü ‘abur cubur yemek’, ‘zengin bir sofraya oturmak’, ‘lezzetli yemekler yemek’ sadece karın doyurmak amacıyla değil, kişiye yaşattığı anlık mutluluk, dolayısıyla değiştirmesi zor birer alışkanlık haline gelmişlerdir.

Yemek, adeta kişinin hayati bir uyaranı olmuştur. Uyaran konusundaki bu yanlış seçimi doğru olanlarıyla değiştirmek gerekir.

Kişinin düşünce yapısını değiştirmezsek, kalıcı davranışsal değişiklikler yaratamayız ve eğer duyguları unutursak, yine eksik kalırız. Çünkü duygu davranış değişikliklerinde çoğu zaman ittirici ya da caydırıcı bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güzellik

Diyet

Anne - Bebek