Yaşlanmaya karşı koymak hiç de zor değil

Kendinizi 60 yaşındayken 40 yaşında gibi hissetmek hayal değil… Kişi sadece bunu hissetmekle kalmıyor, biyolojik ve fiziksel verileri de bu gençliği ispatlıyor. Yaşlanmayı geciktirme, her zaman canlı, güçlü ve zinde olabilmek için ‘Anti-aging’ mucizesinden yararlanın…

Uzun yıllar, hekimler dâhil herkes ileri yaşlara kadar yaşamayı bir kader olarak görüyordu. Doğanın değişmez kanunu: “İnsan doğar, büyür, yaşlanır ve ölür…” Her konuda araştırma yapan bilim insanları, yaşlılık olgusunu tamamen fizyolojik yani normal kabul etmişler ve bunun değiştirilmesi için hiçbir araştırma yapılmasına gerek görmemişlerdi. Yaklaşık 15 yıl önce bunun aksini düşünen bilim adamlarının çabasıyla “anti-aging” kavramı, yani yaşlanmayı yavaşlatıcı, bir başka deyişle gençliği uzatan tıp olgusu, her geçen gün gelişerek hayatımıza girdi.

İşte yaşlanmaya ‘dur’ diyen, uzun ömür sürerken sağlıklı kalmayı sağlayan anti-aging, yaşamı ruhsal ve bedensel tam bir denge halinde sürdürebilmenin temel koşulları olan uykuyu, beslenmeyi, stres düzeyini, egzersiz alışkanlıklarını belirler, değerlendirir, değiştirir ve dengeler.

Anti-aging’in hedefleri neler?
Dr. Moris Yaşa’ın ‘espoir.com’ sitesinden alınan bilgilere göre; anti-aging, tedaviden ziyade hastalanmamaya öncelik verir. Daha güçlü bir bağışıklık sistemini, daha dayanıklı kalp-damar ve solunum sistemlerini, daha üretken bir beyni ve daha dingin bir ruhu hedefler.

Kendinize iyilik yapın
Kandaki insülin düzenin yüksekliği, yetişkin tip diyabetin, kalp damar hastalıkları riskinde artışın ve uzun vadede göz, kalp, beyin, böbrek sorunlarının habercisidir. Kan yağlarını iyi yorumlamak çok önemlidir. Trigliserid / iyi huylu kolesterol oranı yüksekliği, kalp-damar hastalığına yakalanma riskini sigaradan da yüksek, total kolesterol değerinden de fazla etkilemektedir. Daha düşük trigliserid düzeyleri ve daha yüksek iyi huylu kolesterol değerleri yaşlılığı geciktirmenin önemli bir anahtarıdır. Bu oran 4’ün üzerindeyse normalden daha hızlı yaşlanıyorsunuz ve kısa sürede damar sorunlarıyla karşılaşacaksınız demektir.

Unutkanlık, iktidarsızlık, kalp-damar hastalıkları, böbrek sorunları, görme ve işitme problemleri sizi bekliyor olabilir. Yüksek şeker, düşük iyi huylu kolesterol, yüksek kötü huylu kolesterol, ürik asidin kalıcı yükseklikleri, homosistein düzeyinin 15 mg’dan yüksek oluşu, DHEA düşüklüğü, fibrinojen ve CRP yükseklikleri, TSH yükselmesi, PSA düzeylerinin artış eğilim hızlı, yaşlanmanın erken belirtileridir.

Orta yaş için beslenme önerileri
Likopen içeren domates ve karpuzu, proantosiyanidin içeren üzümü, pekmezi, kırmızı şarabı, betakerotence zengin portakal, kayısı, şeftali ve havucu, yoğun lifli meyve ve sebzeleri bol bol tüketmek gerekir.

Günde birkaç adet ceviz veya fındığı, salataya ekleyeceğiniz yarım fincan keten tohumunu beslenme alışkanlıklarınıza yerleştirin.

Süt ürünlerinden az yağlı ya da yağsız olanları tercih edin. Haftada ortalama iki kez balık tüketin.

Kafeinden mümkün olduğunca uzak durun ve tuzu azaltın. Yeşil yapraklı sebzelere ağırlık verin. Lahana, brokoli, ıspanak, soya fasulyesi kalsiyum yönünden zengindir.

Daha fazla potasyum, magnezyum almaya çalışın. Çay, koyu yeşil, sarı ve kırmızı sebze-meyveler antioksidan etkili flavonoit içerirler.

İnsanın 3 çeşit yaşı vardır:
– Biyolojik yaş, vücudumuzun içinde bulunduğu gerçek yaştır.
– Psikolojik yaş, kendimizi varsaydığımız ya da hissettiğimiz yaştır.
– Kronolojik yaş ise takvim yaşımızdır.

Biyolojik yaş ve kronolojik yaş farkı, yaşamı uzatma tedavilerine ne zaman başlanacağı ve ne yoğunlukta bir program uygulanacağını belirler. Uzun vadede böyle bir programdan yararlanabilmek için 40 yaşından önce başlamak uygundur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güzellik

Diyet

Anne - Bebek